<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ditib Mimar Sinan Camii Garmisch partenkirchen &#187; Allah’a iman</title>
	<atom:link href="http://hakyolundayiz.net/ditib/garmisch/dogru-iman-bilgileri/allah-a-iman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hakyolundayiz.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Jul 2010 19:45:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Allah birdir, niçin Biz deniyor</title>
		<link>http://hakyolundayiz.net/2010/06/allah-birdir-nicin-biz-deniyor/</link>
		<comments>http://hakyolundayiz.net/2010/06/allah-birdir-nicin-biz-deniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 18:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özer utus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah’a iman]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[yaratan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hakyolundayiz.net/?p=1091</guid>
		<description><![CDATA[Her şeyi yaratan ancak Allah’tır İmam-ı Birgivi, Vasiyetnamesinde, (Bir kimse, rızık Allah’tandır. Fakat, kulun da hareket etmesi gerekir dese, kâfir olur) diyor. Bursalı İsmail Hakkı hazretleri de, Huccet-ül-baliga’da Hâlık, yalnız Allahü teâlâdır. İnsana yaratıcı demek ilhaddır) diyor. [İlhad, dinden çıkmak demektir.] Allahü teâlânın, hiçbir işinde, ortağı yoktur. Her varlığın hâlıkı yalnız Odur. Yaratmak, yoktan var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="p1"><strong>Her şeyi yaratan ancak Allah’tır<br />
</strong>İmam-ı Birgivi, Vasiyetnamesinde, (Bir kimse, rızık Allah’tandır. Fakat, kulun da hareket etmesi gerekir dese, kâfir olur) diyor. Bursalı İsmail Hakkı hazretleri de, <strong>Huccet-ül-baliga’</strong>da Hâlık, yalnız Allahü teâlâdır. İnsana yaratıcı demek ilhaddır) diyor. [İlhad, dinden çıkmak demektir.]<br />
<span id="more-1091"></span></p>
<p>Allahü teâlânın, hiçbir işinde, ortağı yoktur. Her varlığın hâlıkı yalnız Odur. Yaratmak, yoktan var etmektir. Maddeyi, elemanı yok iken var etmek ve var ettikten sonra, başka bir varlığa çevirmek de yaratmaktır. Mesela, insanı, nutfeden, cinleri ateşten yarattığını bildiren âyet-i kerimeler böyle olduğunu bildirmektedir. (Rahman 15, Müminun 12-14)</p>
<p>İnsanlara, yarattı, yaratıcı ve icad edici demek asla caiz değildir. Allah’tan başkasına, her ne maksatla olursa olsun, yaratıcı demek küfürdür. Yaratıcı, yalnız Allahü teâlâdır. Nitekim Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Allah’a, Allah gibi yaratıcı ortaklar mı buldular da, bu yaratmayı birbirine benzer gördüler? Her şeyi yaratan ancak Allah’tır.)</strong> [Rad 16]<br />
<strong><br />
(Gökleri ve yeri yoktan yaratan Odur. Her şeyi O yaratmıştır.)</strong> [Enam 101]</p>
<p><strong>(Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, benzerlerini de yaratmaya kadir olduğunu düşünmezler mi?)</strong> [İsra 99]<br />
<strong><br />
(Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır. Ondan başka ilah yoktur. Nasıl aldatılıp döndürülürsünüz?)</strong> [Mümin 62]<br />
<strong><br />
(Yaratıcı, bilici ancak Rabbindir.)</strong> [Hicr 86]</p>
<p>Cenab-ı Hak, tek yaratıcı kendisi olduğunu ve başka yaratıcı, başka ortak bulunmadığını bildirirken, yaratıcının çok olduğu nasıl söylenebilir?</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde geçen <strong>Ahsen-ül hâlıkin</strong> ne demektir? Sözlüğe bakılırsa, (Yaratıcıların en güzeli) demek olduğu, bir çok yaratıcı bulunduğu zannedilir. Piyasadaki Kur&#8217;an tercümeleri de bundan pek farklı sayılmaz. Onun için <strong>sözlükten, Kur&#8217;an tercümesinden din öğrenilmez.</strong> Muteber tefsirlere, akaid ve fıkıh kitaplarına bakmak gerekir. Beydavi tefsirinin Şeyhzade haşiyesinde buyuruluyor ki:<br />
(Ahsen-ül-hâlıkin takdir edenlerin en iyisi, en güzeli demektir. Çünkü halketmenin hakiki manası, ihtira, inşa ve ibdadır. Bu kelime, yani hâlık, bu âyet-i kerimede takdir eden manasında kullanılmıştır. Çünkü ihtira manasındaki halketmek, Allahü teâlâdan başkası için düşünülmez ki, Allah onların en güzeli, densin.) <strong>[C.4, s. 68]<br />
</strong><br />
<strong>Misyonerlerin soruları<br />
Sual:</strong> Kur’anda çelişki yok mudur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Elbette yoktur, olması da mümkün olmaz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<strong>(Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmezler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda birçok tutarsızlık olurdu.) </strong>[Nisa 4-82]</p>
<p>Demek ki, Kur’an-ı kerimde asla tenakuz [çelişki] yoktur. Kendi başına tıp kitabı okumakla doktor, hukuk kitabı okumakla hakim olunamadığı gibi, meal okumakla da din öğrenilemez. Misyoner papaz gibi yanlış anlar. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Rabbin elbette hem bağışlayan, hem de çok acı azap verendir.) </strong>[Fussilet 43]</p>
<p>Misyoner, “Hac suresinin, <strong>(İnkâr edenler için ateşten bir elbise giydirilecek ve başlarına kaynar su dökülecektir) </strong>anlamındaki 19. âyeti ile, Haşr suresinin, <strong>(Allah rahman rahimdir </strong>[esirgeyen, bağışlayandır]<strong>) </strong>anlamındaki 22. âyeti çelişkilidir. Affedici olan Allah, inkârcıları hiç cezalandırır mı?” diyor.</p>
<p>Çelişki bunun neresindedir?<br />
Affedici olmak, mazlumun hakkını zalimden almamak mıdır? Yahut hainleri, canileri cezasız bırakmak mıdır? Suçluları adaletle cezalandırmak, affedici olmaya aykırı olur mu? Dünyada suçluları cezalandırmayan bir nizam var mıdır? Cezasız, hukuksuz nizam olur mu? Bu cezalar, ülkenin kiminde hafif, kiminde ağır olur. Mesela bazı Avrupa ülkelerinde namusla ilgili suçların cezası az, fakat para ile ilgili olan suçlarınki ağırdır. Bu da onların paraya, namustan çok önem verdiğini göstermektedir. Katile ceza verilmiyorsa veya hafif ceza veriliyorsa, insana değer verilmiyor demektir. Ölen insanın bir değeri olsaydı, elbette katilin hak ettiği ceza verilirdi.</p>
<p>Katillerin, canilerin ölümle cezalandırılmalarına da misyoner ateş püskürüp, (Katiller öldürülürse, dünyada insan kalmaz) diyor. Birisi, birisini öldürünce, kendisinin de muhakkak öldürüleceğini bilse, acaba başkasını öldürebilir mi? Buna rağmen öldüren çıksa da, çok az olur. Her suç için caydırıcı ceza vermek misyonere göre yanlışmış. Ceza verilmezse, katillik o zaman daha çok artmaz mı?</p>
<p><strong>Mekke’nin Rabbi<br />
</strong>Allahü teâlâ, <strong>(Bu beldenin </strong>[Mekke’nin] <strong>Rabbi) </strong>buyuruyor. (Neml 91)<br />
Misyoner, (Bu âyeti anlayamadım) demiyor da, (Her şehrin bir Rabbi mi olur?) diyor. Tıp kitabını herkesin kolayca anlayamayacağı gibi, bir ilim tahsil etmeden Allah’ın kitabını, dinden habersiz bir yabancı nasıl anlayabilir ki?<br />
Allahü teâlâ buyuruyor ki:<br />
<strong>(Âlemlerin Rabbi olan Allah) </strong>[Neml 8]<br />
<strong>(Her şeyin Rabbi olan Allah) </strong>[Enam 164]<br />
<strong>(İnsanların Rabbi) </strong>[Nas 1]<br />
<strong>(Arş’ın Rabbi olan Allah) </strong>[Enbiya 22]</p>
<p>Âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâ, cinlerin de, canlı cansız diğer varlıkların da Rabbi olduğu halde, niçin insanların ve Arş’ın Rabbi denmiştir?</p>
<p>Ayrıca Kur’an-ı kerimin birçok yerinde <strong>Rabbike </strong>[Senin Rabbin] ifadesi vardır. Senin Rabbin demek, âlemlerin Rabbinden ayrı değildir. Senin Rabbin ile Mekke’nin Rabbi ifadesindeki Rab, farklı değildir. Farklı olmadığı halde niçin ayrı ifade kullanılmıştır? Allahü teâlâ mekandan münezzehtir. Kâbe, kıymetli, şerefli yer olduğu için Beytullah, yani Allah’ın evi denmiştir. Arş da çok kıymetli, şerefli olduğu için Arş’ın Rabbi denmiştir. Allahü teâlâ, Mekke-i mükerremeyi emniyetli kıldı. Orada kan dökülmez. Av hayvanları avlanmaz ve yaş bitkiler koparılmaz. Bunun için bu şerefli beldeden bahsederken, Mekke’nin Rabbi denmiştir.</p>
<p><strong>Rablerin rabbi demek<br />
Sual:</strong> Mektubat-ı Rabbanide, <strong>(Ellerimizi rablerin rabbi olan yüce Allah’a açtık)</strong> deniyor. Rabler diye çoğul kullanmak uygun mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bazı kelimelerin birkaç manası olur. Rab kelimesi de böyledir. Rab = Besleyen, yetiştiren, terbiye eden demektir. O zaman yukarıdaki ifade, <strong>(Ellerimizi terbiye edenlerin terbiye edeni olan yüce Allah’a açtık) </strong>anlamına gelir. Kur’an-ı kerimde <strong>halk edenlerin halıkı</strong> diye bir ifade de geçmektedir. Bu âyeti de yanlış anlayanlar, hâşâ bir çok yaratıcı var diye, yaratma kelimesini insanlar için de kullanıyorlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarına bakmadan mana vermek yanlış olur.</div>
<h3  class="related_post_title">Benzer yazılar</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah%e2%80%99a-inandim-demek-yeter-mi/" title="Allah’a inandım demek yeter mi?">Allah’a inandım demek yeter mi?</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah-var-demek-yeter-mi/" title="Allah var demek yeter mi?">Allah var demek yeter mi?</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/09/iman-nedir/" title="İman nedir">İman nedir</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2010/06/pis-borudan-sifa-gelmez/" title="Pis borudan şifâ gelmez">Pis borudan şifâ gelmez</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2010/06/cilesiz-hicbir-hizmet-olmaz/" title="Çilesiz hiçbir hizmet olmaz">Çilesiz hiçbir hizmet olmaz</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hakyolundayiz.net/2010/06/allah-birdir-nicin-biz-deniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah Cennette görülecektir</title>
		<link>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah-cennette-gorulecektir/</link>
		<comments>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah-cennette-gorulecektir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 22:56:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özer utus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah’a iman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hakyolundayiz.net/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[Cennet nimetlerini, lezzetlerini yalnız bedenin lezzeti zannetmek yanlıştır. Dünyada yükselmeye başlayan bir ruh, bedenden ayrılınca, kıyamete kadar, her an yükselmeye devam eder. Cennette beden, sonsuz kalabilecek evsafta dünyadakinden bambaşka özellikte var olacaktır. Yükselmiş olan ruh, bu ceset ile birleşerek kıyamet hayatı başlayacaktır. Cennette, bedenin ve ruhun çok farklı nimetleri, lezzetleri olacaktır. Yüksek olanlar, Cennette de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cennet nimetlerini, lezzetlerini yalnız bedenin lezzeti zannetmek yanlıştır. Dünyada yükselmeye başlayan bir ruh, bedenden ayrılınca, kıyamete kadar, her an yükselmeye devam eder. Cennette beden, sonsuz kalabilecek evsafta dünyadakinden bambaşka özellikte var olacaktır.</p>
<p><span id="more-86"></span></p>
<p>Yükselmiş olan ruh, bu ceset ile birleşerek kıyamet hayatı başlayacaktır. Cennette, bedenin ve ruhun çok farklı nimetleri, lezzetleri olacaktır. Yüksek olanlar, Cennette de ruhun lezzetlerine önem vereceklerdir. Ruhun lezzeti, bedenin lezzetlerinden çok farklı ve çok fazla olacaktır. Ruhun lezzetlerinin en tatlısı, en yükseği de, Allahü teâlâyı cemal sıfatı ile görmek olacaktır.</p>
<p>Cennet lezzetlerinin tadını alabilmek için, önce acı, sıkıntı çekmek lazım değildir; çünkü Cennetteki bedenin yapısı, dünyadaki gibi değildir. Dünyadaki beden, yok olacak bir halde yaratıldı. Takriben yüz sene dayanacak kadar sağlamdır. Cennetteki beden ise, sonsuz kalacak, hiç yıpranmayacak sağlamlıktadır. Aralarındaki benzerlik, insan ile aynadaki hayali arasındaki benzerlik gibidir. İnsan aklı, kıyametteki varlıkları anlayamaz. Akıl, his organları ile duyulanları ve bunlara benzeyenleri anlayabilir. Cennet nimetlerini, lezzetlerini, dünyadakilere benzetmek, onlar üzerinde mantık, fikir yürütmek insanı, yanlış sonuçlara götürür. Bilinmeyen şeylerin, bilinen şeylere benzetilmesi batıldır.</p>
<p>Allahü teâlâyı, dünyada baş gözü ile görmek caiz ise de, kimse görmemiştir. Peygamber efendimiz Miracda, ahirete giderek görmüştür.</p>
<p>Allahü teâlâ, kıyamette, mahşer yerinde, kâfirlere kahır ve celal ile, yani azap edici olarak; salih müminlere ise, lütuf ve cemal ile yani büyük bir nimet, büyük bir zevk olarak görünecektir. Cennette de, cemal sıfatı ile görünecektir.</p>
<p>Müminlerin ahirette, Cennete girmeden önce de, girdikten sonra da Allahü teâlâyı görecekleri Kur&#8217;an-ı kerimde açıkça bildiriliyor:<br />
<strong>(Kıyamet günü ışıl ışıl parlayan yüzler</strong>, [müminler]<strong> Rablerine bakacaklardır.)</strong> [Kıyamet 22, 23]</p>
<p>Meşhur bir hadis-i şerif meali de şöyledir. Peygamber efendimiz, ayın on dördüncü gecesi, parlayan dolunaya bakıp buyurdu ki:<br />
<strong>(Gökteki şu ayı nasıl net görüyorsanız, </strong>[siz müminler Cennette]<strong> Rabbinizi, böyle açıkça göreceksiniz.)</strong> [Buhari, Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İ. Ahmed, İbni Huzeyme, İbni Hibban]</p>
<p>Yunus suresinin, <strong>(Güzel amel edenlere, hüsna</strong> [Cennet] <strong>ve ziyadesi de vardır)</strong> mealindeki 26. âyet-i kerimesindeki <strong>ziyade</strong> kelimesini Resulullah efendimiz <strong>rüyet </strong>[Allahü teâlâyı görmek] olarak açıklayıp, <strong>(Dolunayı gördüğünüz gibi kıyamette Rabbinizi açıkça görürsünüz)</strong> buyurdu. (Buhari)</p>
<p>Kâfirler, cemal sıfatı ile görme nimetinden mahrum kalacaklardır. Bir âyet meali şöyledir:<br />
<strong>(Onlar </strong>[kâfirler]<strong> o gün Rablerini </strong>[cemal sıfatı ile]<strong> görmekten mahrumdur.)</strong> [Mutaffifin 15]</p>
<p>Allahü teâlâyı cemal sıfatı ile görmek büyük nimettir. Cennetteki bütün nimetlerden daha üstündür. Kâfirler ise, Cennete giremeyeceği için bu büyük nimetten mahrum kalacaklardır. Kâfirler, ahirette Allahü teâlâyı kahır sıfatı ile göreceklerdir, ancak bu görme bir nimet değil, büyük bir azap olacaktır.</p>
<p>İmam-ı Şafii, imam-ı Malik hazretleri gibi mezhep sahibi büyük âlimler, (Bu âyet-i kerime, müminlerin Allahü teâlâyı cemal sıfatı ile göreceklerine bir delildir. Çünkü öyle olmasaydı, <strong>Kâfirler göremeyecek</strong> buyurulmazdı) demişlerdir. Hiç kimse denmiyor, <strong>kâfirler göremeyecek</strong> buyuruluyor. <strong>(Hazin)<br />
</strong><br />
Araf suresinin 143. âyet-i kerimesinde, Musa aleyhisselamın Allahü teâlâyı görmek istediği bildirilmektedir. Bu da Allahü teâlânın görüleceğinin delilidir; çünkü bir peygamberin, imkansız olan şeyi Allahü teâlâdan istemesi abes, hatta cahillik olurdu. Allahü teâlâ hakkında caiz olan ve olmayan şeyleri bilmemek ise peygamberliğe aykırıdır.</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliği ile &#8220;Allahü teâlâ dünyada görülmez&#8221; buyurdu. <strong>(1/283)</strong></p>
<p>Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Dünyada Allahü teâlâyı gördüm diyen zındıktır. Evliyanın kalb gözü ile görmesi rüyet değildir. Onlara şühud hasıl olmaktadır.) <strong>(İtikadname)</strong></p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri de, (Allahü teâlâyı dünyada görmek mümkün olmaz) buyuruyor. <strong>(İhya)</strong></p>
<p>Dünyada Allahü teâlâyı görmek imkânsız olduğu için Hazret-i Âişe, <strong>(Resulullahın Allahü teâlâyı gördüğünü söyleyen yalan söylemiş olur) </strong>buyurmuştur. (Buhari)</p>
<p>İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid-i Bağdadi, Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri gibi büyük zatlar ise, Peygamber efendimizin Miracda Allahü teâlâyı gördüğünü, ancak bunun dünya görmesi ile değil, ahiret görmesi ile görmek olduğunu bildirdiler.</p>
<p>Fıkıh ve hadis ilimlerinde müctehid ve evliyanın büyüklerinden Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Biz, Resulullahın Mirac gecesi Allahü teâlâyı görmesinin baş gözü ile olup, kalble ve rüyada olmadığına iman ederiz. Zira Cabir bin Abdullah, Peygamber efendimizin Necm suresinin <strong>(Andolsun Onu, Sidretü&#8217;l-Münteha&#8217;nın yanında önceden bir defa daha görmüştü) </strong>mealindeki 13 ve 14. âyet-i kerimeleri üzerine <strong>(Elbette Rabbimi gördüm)</strong>, <strong>(Ben sidretü’l-müntehada Rabbimi gördüm. Öyle ki, ilahi vechinin nuru, benim için zahir oldu)</strong> buyurduğunu bildirmiştir.</p>
<p>Allahü teâlâ Mirac gecesinde kendisini habibine aynen göstermiş olduğunu, İbni Abbas hazretleri İsra suresinin tefsirinde bildiriyor. Ve yine İbni Abbas hazretleri buyurdu ki:<br />
Mirac gecesinde Resulullah, Allahü teâlâyı iki defa dünya gözü ile görmüştür. Hullet Hazret-i İbrahim için, kelam Musa aleyhisselam için, rüyet de Muhammed aleyhisselam için olmuştur.<strong> (Gunye)</strong> [<strong>Hullet</strong>, dostluk, <strong>Kelam</strong>, konuşma, <strong>Rüyet</strong>, baş gözü ile görme demektir.]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:<br />
O Server, Mirac gecesinde Rabbini dünyada değil, ahirette gördü. Çünkü o Server, o gece, zaman ve mekân çevresinden dışarı çıktı. Ezeli ve ebedi bir an buldu. Başlangıcı ve sonu bir nokta olarak gördü. Cennete gideceklerin, binlerce sene sonra, Cennete gidişlerini ve Cennette oluşlarını, o gece gördü. İşte o makamdaki görmek, dünyada görmek değildir. Ahiret görmesi ile görmektir. Bu görmeyi dünyada gördü demek de mecaz olarak söylenmiştir. Dünyadan gidip gördüğü ve yine dünyaya geldiği için dünyada gördü denilmiştir. <strong>(1/283)<br />
</strong><br />
Allahü teâlâ, dünyada görülmez. Bu dünyada bu nimet nasip olsaydı, herkesten önce Hazret-i Musa görürdü. Peygamber efendimiz Miracda bu devletle şereflendi ise de, bu dünyada değildi. Cennete girip oradan gördü. Yani ahirette görmüş oldu. Dünyada iken, ahirete karıştı ve gördü. <strong>(3/17)<br />
</strong><br />
Necm suresinin, <strong>(Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı)</strong> mealindeki 17. âyet-i kerimesini imam-ı Rabbani hazretleri, <strong>(Mirac gecesinde, gözü Allahü teâlâdan hiç ayrılmadı)</strong> diye açıklamakta ve Allahü teâlâyı ahirette dünya gözü ile gördüğünü bildirmektedir. <strong>(1/129)<br />
</strong><br />
Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Resulullah, Allahü teâlâyı Miracda gördü. Ancak bu görmesi dünyadaki görmek gibi değil idi. <strong>(İtikadname)</strong></p>
<p>Rüyada görmek, dünyada görmek değildir. Peygamber efendimiz, Allahü teâlâyı rüyada gördüğünü Camiussagir’deki hadis-i şerifte bildirmektedir. İslâm âlimlerinden de rüyada görenler olmuştur.</p>
<p>İmam-ı Nevevi hazretleri, (Enam suresi 103. âyetindeki<strong> Ona gözler erişemez </strong>demek, <strong>Onun zatının hakikatini gözler idrak ve ihata edemez </strong>demektir. Yoksa rüyet haktır) buyuruyor.</p>
<p>Bid&#8217;at fırkalarından bazıları, (Enam) suresinin 103. âyetini delil getirerek, <strong>(Ona gözler erişemez)</strong> âyetine göre dünyada ve ahirette Allah’ı görmek imkânsızdır dediler. Bunun yanlış olduğunu, Kur&#8217;an-ı kerim ve hadis-i şerifler bildiriyor. <strong>(Beydavi)</strong></p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri, Enam suresinin 103. âyetini açıklarken buyuruyor ki:<br />
Müminler, ahirette ve Cennette Allahü teâlâyı göreceklerdir. <strong>(3/44 </strong>ve<strong> 90)<br />
</strong><br />
İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ ahirette görülecektir. <strong>(Fıkh-ı ekber)</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde, <strong>(Dünyada kör olan, ahirette de kör olur) </strong>buyurulması, kâfirler içindir. Müminler, ahirette Allahü teâlâyı görecektir. <strong>(Berika)<br />
</strong><br />
Dünyada imandan mahrum olan, ahirette de rüyetten mahrum olur. <strong>(Medarik)</strong></p>
<p>Müminler, ahirette, Cennete girmeden önce de, girdikten sonra da, Allahü teâlâyı göreceklerdir. <strong>(Nuhbet-ül-Leali)</strong></p>
<p>Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliği ile, (Allahü teâlâyı müminler görür, fakat Cehennemde kâfirler göremez) buyuruyor. Ahirette Allahü teâlânın görüleceğinde icma vardır. Bunu inkâr edenler diyor ki:<br />
(Görmek için beş şart gerek: Görünen şey bir yerde olmalı, bir tarafta olmalı, karşısında olmalı, çok uzak ve çok yakın olmamalı ve gözden çıkan şualar o şeye ulaşmalı! Bakan ile bakılan şey arasında ışık olmak da şarttır. Bu şartlar Allah için söylenemez ve görmek imkânsız olur.)</p>
<p>Bu şartlar dünya ölçüleri ile ilgilidir. Ahiret işleri, dünya işlerine hiç benzemez. Dünyanın batısında olan bir kör, Allahü teâlânın kudreti ile dünyanın doğusundaki bir karıncayı görür. Allahü teâlânın kudretinden şüphe edilmez.</p>
<p>Ayrıca, ahirette, cisim olarak görülecek, sınırlı görecek diyen hiçbir Ehl-i sünnet âlimi yoktur.</p>
<p>Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ dünyada anlaşılmadan bilindiği gibi, ahirette de anlaşılmadan görülecektir. <strong>(Tekmil-ül-iman)<br />
</strong><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Müminler, Cennette Allahü teâlâyı cihetsiz ve keyfiyetsiz ve hiçbir şeye benzetmeyerek ve misali olmayarak görecektir. <strong>(1/266)<br />
</strong><br />
<strong>Her zaman görülecek mi?<br />
Sual: </strong>Cennete giren müminler Allahü teâlâyı istedikleri her zaman görebilirler mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Tecelli genel ve özel olmak üzere iki kısımdır:<br />
Genel tecelli bir Cuma günü kadar olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Allahü teâlâ Cennet ehline her Cuma günü tecelli eder.)</strong> [Cami-us-sagir]</p>
<p>Özel tecellide Cennettekiler eşit değildir. İlim ve ameldeki olgunluklarına göre görürler. En yüksek derecede olanlar, her zaman müşahede ederler. <strong>(Feraid-ül-fevaid)</strong><br />
<strong><br />
Cennette görmek ne demek?<br />
Sual:</strong> Abdurrahim Semerkandi, Füsul-i imadi fıkıh kitabında diyor ki: (Bir kimse, Allah’ı Cennette görüyorum derse kâfirdir. Cennetten görüyorum derse kâfir değildir. Zira birincisinde Allah mekâna nispet edilmiştir.<strong> (Cennetten görüyorum) </strong>sözündeki maksat,<strong> (Allah Cennette olacağı için, Onu Cennette görürüm)</strong> ise yine kâfirdir.)<br />
Okuduğum diğer kitaplarda ise, (Cennette Allah görülecektir) deniyor. Bu nasıl küfür olur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bir kere tercüme Türkçe’ye uygun değil. Cennette veya Cennetten görüyorum denmez. Çünkü henüz Cennete gitmedi ki öyle bir şey desin. Cennette veya Cennetten görülecek der.</p>
<p>Tercüme düzgün değil, maksat açık anlatılamamış. Ahirette, mahşerde Allahü teâlâ görülecektir. Bu demek hâşâ, (Allah ahirettedir, mahşerdedir) demek değildir. Allah Cennette de görülecektir. Cennette müminlere hitap edecektir. Böyle söylemek de hâşâ, (Allah, Cennettedir) anlamında değildir. Allah mekândan münezzehtir. (Allah, Cennettedir, ahirettedir, dünyadadır, kâinattadır, Arştadır) gibi sözlerin hepsi yanlıştır. Cennette mekândan münezzeh olarak görülecektir.</p>
<p>Cennetten görülecek derken, bir yönden görülecek demek de aynı şekilde caiz değildir. O da mekân tayin edilmiş olur. Din kitapları diyor ki:<br />
Allahü teâlâyı müminler Cennette, cihetsiz olarak ve karşısında bulunmayarak ve nasıl olduğu anlaşılmayarak ve ihatasız, yani bir şekilde olmayarak görecektir. Allahü teâlâyı ahirette görmeye inanırız. Nasıl görüleceğini düşünmeyiz. Çünkü, Onu görmeyi akıl anlayamaz. İnanmaktan başka çare yoktur. Felsefecilere ve Mutezile’ye ve Ehl-i sünnetten başka bütün fırkalara yazıklar olsun ki, kör olduklarından, buna inanmaktan mahrum kaldılar. Görmedikleri, bilmedikleri şeyi gördükleri şeylere benzetmeye kalkarak iman şerefine kavuşamadılar. <strong>(Mektubat-ı Rabbani </strong>2/67<strong>)</strong></p>
<p>Allahü teâlâyı müminler Cennette görecektir. Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmayanı görmek de, nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur. <strong>(Mektubat-ı Rabbani </strong>3/17<strong>)</strong></p>
<p>Allahü teâlâ, Cennette mümin kullarına <strong>(Kullarım, Benden daha ne istersiniz ki vereyim)</strong> buyuracak, Cennette, mekândan münezzeh olduğu halde cemalini gösterecektir. <strong>(Miftah-ül cenne)</strong></p>
<p>Kıyamette, mahşer yerinde, kâfirlere, kahr ve celal ile; salih müminlere ise, lütuf ve cemal ile görünecektir. Müminler, Cennette, cemal sıfatı ile görecektir. <strong>(İtikadname -</strong> Mevlana Halid-i Bağdadi<strong>)</strong></p>
<h3  class="related_post_title">Tavsiye yazılar</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/ziynet-esyalarinin-zekati/" title="Ziynet eşyalarının zekatı">Ziynet eşyalarının zekatı</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/kuslar-ne-diyor/" title="Kuşlar ne diyor?">Kuşlar ne diyor?</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/alinan-kurban-olse-veya-kaybolsa/" title="Alınan kurban ölse veya kaybolsa ">Alınan kurban ölse veya kaybolsa </a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/hidayet-nedir/" title="Hidayet nedir?">Hidayet nedir?</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/kur%e2%80%99an-i-kerimde-sayi-yok-mu/" title="Kur’an-ı kerimde sayı yok mu? ">Kur’an-ı kerimde sayı yok mu? </a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah-cennette-gorulecektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mekr-i ilahi ne demektir</title>
		<link>http://hakyolundayiz.net/2009/10/mekr-i-ilahi-ne-demektir/</link>
		<comments>http://hakyolundayiz.net/2009/10/mekr-i-ilahi-ne-demektir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 22:54:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özer utus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah’a iman]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hakyolundayiz.net/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[Mekr, hile yapmak, tuzak kurmak suretiyle zarar vermek demektir. Mekr-i ilahi, Allahü teâlânın mekr [hile] yapanların mekrini kendilerine çevirmesi, kötülüklerini, kurdukları tuzaklarını bozması, mekrlerine karşılık onları cezalandırması gibi anlamlara gelir. Cenab-ı hak, insanların yaptığı mekrden [hileden] münezzehtir, her istediğini yapmaya kadirdir, hâşâ hileye muhtaç değildir. Mekr-i ilahi, mekr yapanların mekrini bozmak suretiyle onlara mekrin kötülüğünü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mekr, hile yapmak, tuzak kurmak suretiyle zarar vermek demektir.<br />
<strong>Mekr-i ilahi, </strong>Allahü teâlânın mekr [hile] yapanların mekrini kendilerine çevirmesi, kötülüklerini, kurdukları tuzaklarını bozması, mekrlerine karşılık onları cezalandırması gibi anlamlara gelir. Cenab-ı hak, insanların yaptığı mekrden [hileden] münezzehtir, her istediğini yapmaya kadirdir, hâşâ hileye muhtaç değildir. Mekr-i ilahi, mekr yapanların mekrini bozmak suretiyle onlara mekrin kötülüğünü bildirmek ve bazılarının tevbelerine sebep olmak yönünden iyidir.<br />
<strong><br />
Mekr-i ilahi</strong> için birkaç örnek:<br />
<strong>1-</strong> Allahü teâlâ, Müslümanları, müşriklerin gözlerine az gösterdi. Onları <strong>Bedir</strong>’e getirdi Onlar da, Müslümanlara hücum ettiler. Ama hezimete uğrayıp, öldürüldüler. Bu bir mekr-i ilahi idi.<br />
<strong><br />
2-</strong> Yahudiler, Hazret-i İsa’yı öldürmek için hile yaptılar. Allahü teâlâ da Hazret-i İsa’yı kurtarıp Yahudileri de felaketlere maruz bıraktı. Kralları <strong>Yahuda</strong>, Hazret-i İsa’yı öldürmek için evine bir münafık gönderdi. Hazret-i Cebrail ise daha önce gelip Hazret-i İsa’yı semaya kaldırdı. Münafık, Hazret-i İsa’yı bulamayınca dışarı çıktı. Cenab-ı hak o münafığı, Hazret-i İsa gibi gösterdi. Onlar da Hazret-i İsa sanıp o münafığı çarmıha gerip öldürdüler. Münafığı böylece cezalandırması da bir mekr-i ilahidir.<br />
<strong><br />
3-</strong> Müşrikler, fesat ocağı olan <strong>Dar-ün nedve</strong>’de toplanarak, her gün yayılan İslamiyet’i durdurmak için çareler arıyorlardı. Kimi, Peygamber efendimizi ölünceye kadar bir zindanda hapsetmek, kimi bir deveye bindirilip Mekke’deki yurdundan çıkarıp sürgün için planlar düşünüyorlardı. <strong>Ebu Cehil </strong>ise, her kabileden seçilecek gençler tarafından kılıçlarla bir anda öldürülmesini teklif etmişti. Böylece kim öldürdüye gideceği, belli birine düşmanlık beslenemeyeceği fikri beğenilmişti. O gece bu plan uygulanacaktı. Ama Cebrail aleyhisselam, durumu Resulullaha haber vermişti. O da yatağına Allah’ın aslanı <strong>Hazret-i Ali</strong>’yi yatırarak şerefli evinden ayrılıp, en güvendiği arkadaşı <strong>Hazret-i</strong> <strong>Ebu Bekir</strong> ile birlikte hicret etmişti. Bunları takip eden kişinin atının ayaklarının kumlara batması ve mağaranın kapısına örümceğin ağ yapması gibi mucizeler görülmüştü. Bir âyet meali şöyledir:<br />
<strong>(Habibim, hani kâfirler seni bağlayıp hapsetmek, öldürmek veya sürgün etmek için sana mekr ederken </strong>[tuzak kurarken]<strong> Allah da onlara mekr etti. </strong>[tuzaklarını boşa çıkardı.]<strong>) </strong>[Enfal30]<br />
<strong><br />
4-</strong> Mekrin, azap anlamı da vardır. Bir âyet meali şöyledir:<br />
<strong>(Hüsrana uğrayanlardan başkası mekr-i ilahiden </strong>[azab-ı ilahiden]<strong> emin olamaz.) </strong>[Araf 99]<br />
<strong><br />
5-</strong> Haram işlemeye sebep olan harika işlere de mekr veya istidraç denir. Mesela Firavun’un ömründe hiç başı ağrımamıştır. Dişlerinin arasına et ve yemek artıkları girip rahatsız olmaması için dişleri çok sık idi. Atı ile yokuştan inerken atının ön ayakları uzardı. Kendinde böyle haller görünce, ben tanrıyım demişti. 19 cu bir kâfir de buna benzer haller olduğu için, o da ben peygamberim demişti.<br />
<strong><br />
6-</strong> Mekrin <strong>istidraç </strong>manası da vardır. Yani Allahü teâlâ, bir kimseye bir müddete kadar hakkında hayırlı olmayan nimetler verir. Bunlar nimet gibi görünen musibetlerdir. Bir âyet meali şöyledir::<br />
<strong>(Kâfirler, kendilerine çok mal ve evlat vermekle, iyilik ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır; işin farkında değiller. Bunların nimet değil, musibet olduğunu anlayamıyorlar.)</strong> [Müminun 55-56]<strong><br />
</strong><br />
Demek ki, kâfirlere verilen dünyalıklar, hep felakettir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir an önce helake sürükler.</p>
<p><strong>Kâfirin malına özenmek<br />
Sual: </strong>Müslümanlıkla ilgisi olmayan birçok kimse ve gayri Müslimlerden çoğu, mal mülk sahibi iken, birçok Müslüman yokluk ve sıkıntı içindedir. Allah kâfirlere niye bu kadar mal veriyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Müslüman, dünyayı, yani malı mülkü de ahiret için ister. Eğer bu mal, sonsuz olarak yaşayacağımız ahiret yurduna zarar verirse makbul olmaz. Bunun için Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
<strong>(Ya Rabbi, azdıran fakirlik ve azdıran zenginlikten, bunların vereceği fitneden sana sığınırım.)</strong> [Buhari, Müslim]</p>
<p>Demek ki, fakirlik de, zenginlik de fitne olabilir. Hakkımızda hangisi hayırlı ise onu istemelidir.</p>
<p>Âdet-i ilahi sebeplerle yaratmaktır, bu sebebe yapışan herkese istediği şeyi verir. Çalışmasını bilen kazanır.</p>
<p>İslamiyet, insanın ne yapacağına dair bildirilen kuralların toplamıdır. Bunları kâfir de uygularsa faydasını görür. Müslüman olarak uygulayan kimse de, ahirette de faydasını görür.</p>
<p>Kâfirlere mal mülk vermek onlara iyilik değildir. Bir âyet meali:<br />
<strong>(Kâfirler, kendilerine çok mal ve evlat vermekle, iyilik ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır; işin farkında değiller. Bunların nimet değil, musibet olduğunu anlayamıyorlar.) </strong>[Müminun 55-56]</p>
<p>Allah indinde dünya malının zerre kadar kıymeti yoktur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Allah’a yemin ederim ki, bu dünyanın, Allah indinde sivrisinek kanadı kadar bir kıymeti olsa idi, kâfire bir yudum su vermezdi.) </strong>[Tirmizi, İbni Asakir]</p>
<p>Allahü teâlâ kâfirlere çok mal ve mülk verirdi. Ancak bütün insanlar, kâfirliğin makbul bir şey olduğunu, bu yüzden mala mülke sahip olduklarını zannederek hepsi kâfir olabilirdi. Bunun için her kâfiri zengin yapmadı. Yoksa hiçbir kâfiri dünyada fakir yapmazdı, hepsini mala mülke boğardı. Nitekim Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:</p>
<p><strong>(Rabbinin rahmetini </strong>[Peygamber göndermesini]<strong> onlar mı paylaştırıyor? Dünya hayatında onların maişetlerini </strong>[gelir giderlerini]<strong> aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için</strong> [kimini âlim, kimini cahil, kimini zengin, kimini fakir, kimini sağlam, kimini zayıf, kimini âmir, kimini memur, kimini patron, kimini işçi yapmak suretiyle] <strong>birini diğerine üstün kıldık.</strong> [İşte ancak bu suretle aralarında kaynaşma ve birleşme hâsıl olur, âlem nizama kavuşur. Zenginin zenginlik yönünden bir üstünlüğü olmadığı gibi, fakirin fakirlik yönünden bir eksikliği yoktur. İnsanlar arasında yalnız rızıkta değil, ilimde, cehalette, iyilikte, kötülükte, kuvvette, zayıflıkta, vs.de farklılık vardır. Eğer her hususta eşitlik olsaydı kimse kimseye hizmet etmez, dünyanın nizamı bozulur, âlem harap olurdu. Bunlarda bile onların hiç bir rolü yoktur. Nerde kaldı ki peygamber göndermekte yetkileri olsun.]<strong> Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır. Eğer insanlar </strong>[kâfirliğe imrenerek, hepsi kâfir] <strong>bir tek</strong> <strong>millet haline gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını, üstünden çıkacakları merdivenleri, odalarının kapılarını, üzerine yaslanacakları tahtları hep gümüşten yapar, onları altın ziynetlere boğardık. Bunların hepsi dünya hayatının geçici menfaatlerinden başka şey değildir. Ahiret saadeti ise, Rabbinin katında Ona karşı gelmekten sakınanlaradır.)</strong> [Zuhruf 32-35]</p>
<h3  class="related_post_title">Benzer yazılar</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/muzikle-ilgili-cesitli-sorular/" title=" Müzikle ilgili çeşitli sorular"> Müzikle ilgili çeşitli sorular</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/imamlik/" title="İmamlık ">İmamlık </a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hakyolundayiz.net/2009/10/mekr-i-ilahi-ne-demektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allahü teâlâyı anmak</title>
		<link>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allahu-tealayi-anmak/</link>
		<comments>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allahu-tealayi-anmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 22:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özer utus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah’a iman]]></category>
		<category><![CDATA[anmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hakyolundayiz.net/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[Zikretmek anmak demektir. Allahü teâlâyı zikretmek de, Onu hatırlamak demektir. İslam âlimleri, bahsettiğiniz, (Beni anın, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin) mealindeki âyet-i kerimeyi şöyle açıklamışlardır: 1- Beni ibadetle anın, ben de sizi rahmetle anayım. 2- Beni dua ile anın, ben de sizi icabetle anayım. Yani duanızı kabul edeyim. 3- Beni dünyada anın, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zikretmek anmak demektir. Allahü teâlâyı zikretmek de, Onu hatırlamak demektir. İslam âlimleri, bahsettiğiniz, <strong>(Beni anın, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin) </strong>mealindeki âyet-i kerimeyi şöyle açıklamışlardır: <span id="more-82"></span><br />
<strong>1- </strong>Beni ibadetle anın, ben de sizi rahmetle anayım.<br />
<strong>2- </strong>Beni dua ile anın, ben de sizi icabetle anayım. Yani duanızı kabul edeyim.<br />
<strong>3- </strong>Beni dünyada anın, ben de sizi ahirette anayım.<br />
<strong>4- </strong>Beni yalnızlıkta anın, ben de sizi toplulukta anayım.<br />
<strong>5- </strong>Beni ihlâsla anarsanız, ben de sizi halasla [kurtuluşla] anarım.</p>
<p>Bir kimse Peygamber efendimize dedi ki:<br />
- Hangi oruçlunun sevabı çoktur?<br />
Efendimiz buyurdu ki:<br />
<strong>- Allah’ı en fazla ananların&#8230;<br />
</strong>O kimse, namaz, zekât, hac için de aynı suali sordu. Hepsinde aynı cevabı aldı. Bunun üzerine Hazret-i Ebu Bekir, (Allahü teâlâyı ananlar, hayırların hepsini alıp gitti) diye söyleyince, Resulullah efendimiz, <strong>(Evet öyle) </strong>buyurdu. <strong>(Taberani)<br />
</strong><br />
<strong>Gafiller arasında iken<br />
</strong>Gafiller arasında iken, Allahü teâlâyı anmak, emir ve yasaklarını konuşmak, herkesi iyiliğe teşvik etmek daha büyük sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Allahü teâlâyı anmak üzere toplananları melekler ve ilahi rahmet kuşatır.) </strong>[Müslim]<br />
<strong><br />
(Sırf rıza-i ilahi için toplanıp Allahü teâlâyı ananlara göklerden bir münadi, </strong>&#8220;Allahü teâlâ günahlarınızı sevaba çevirdi. Yerinizden mağfiret edilmiş olarak kalkın!&#8221; <strong>diye seslenir.)</strong> [İ. Ahmed]<br />
<strong><br />
(Bir toplulukta Allahü teâlânın ismi anılmaz ve peygamberine,</strong> <strong>salevat-ı şerife getirilmezse, kıyamette onlar, hasret ve nedamet çekerler.) </strong>[Tirmizi]<br />
<strong><br />
(Bir defa salih kimsenin sohbetinde bulunmak, defalarca kötü kimselerin sohbetlerinde bulunmanın günahlarına kefaret olur.) </strong>[Deylemi]</p>
<p>Davud aleyhisselam şöyle dua ederdi:<br />
<strong>(İlahi, seni ananların topluluğunu geçip, gafiller topluluğuna gitmeye başlayınca, daha oraya varmadan ayağımı kır! Zira böylesi bana bir lütuf ve nimettir.) </strong>[İ.Gazali]</p>
<p>Gafil, Allahü teâlâyı anmayan, iyiliklerden haberi olmayan kimsedir. Böyle kimselerden fayda gelmediği gibi, çeşitli zararlara maruz kalırız.</p>
<p>Salihlerin, yani iyi kimselerin sohbetlerini ganimet bilmelidir. İyi kimseler, daima iyiliği tavsiye ederler. Bütün insanlığın iyi olması için çalışırlar. Günah lekeleri ile kalbi paslananlar, salih kimselerin sohbetlerinde bulunurlarsa, kalblerinin pasları silinir.</p>
<p>Kiminle gezdiğimize, kimlerle arkadaşlık ettiğimize dikkat etmeliyiz! Çünkü bülbül güle, karga çöplüğe götürür.</p>
<p>Allahü teâlâyı anmak, Onun emir ve yasaklarını hatırlamak, emirlerini yapıp, yasaklarından kaçmaktır. Dil ile de Allahü teâlâyı tesbih ve tenzih etmektir. Mesela, <strong>sübhanallah, elhamdülillah, Allahü ekber, la ilahe illallah </strong>gibi kelimeleri dilinden düşürmemeye gayret etmelidir.<br />
<strong><br />
Allahü teâlâyı anmanın alameti<br />
Sual: </strong>Allah’ı anmanın önemi ve alameti nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Vazifeye gidip gelirken, iş yaparken ve her fırsatta Allahü teâlâyı hatırlamak, anmak büyük saadettir. Onu unutmak, anmaktan gafil olmak büyük bedbahtlıktır. İnsan sevdiğini her zaman hatırlar, çok severse hiç unutmaz. İmanın temeli, Allahü teâlâyı sevmektir. Sevmenin alameti de, Onu çok anmaktır. Yani Allahü teâlâyı seven Onu çok anar, Onu çok anan da Allah’ı seviyor demektir.</p>
<p>Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Allahü teâlâyı çok sevmenin alameti, Onu anmayı sevmektir.) </strong>[İbni Şahin]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<strong>(Allahü teâlâyı anmak her şeyden büyüktür.) </strong>[Ankebut 45]</p>
<p><strong>(Ey müminler Allah’ı çok anınız!) </strong>[Ahzab 41]<br />
<strong><br />
(Allah’ın nimetlerini anın ki, felah bulasınız.) </strong>[Araf 69]</p>
<p><strong>(İyi biliniz ki, kalbler ancak Allahü teâlâyı anmakla, itminana, rahata kavuşur.) </strong>[Rad 28]</p>
<p><strong>(Beni anmayan, sıkıntılara maruz kalır, kıyamette de kör olarak haşrolur.) </strong>[Taha 124]</p>
<p>Allahü teâlâyı anmanın, kalbde yerleşmiş olmasının alameti, o kimsenin edebe ve güzel ahlaka sahip olmasıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Allahü teâlâyı anan kimse ile anmayan kimse arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.) </strong>[Buhari]<br />
<strong><br />
(Size deli denecek kadar Allahü teâlâyı fazlaca anın!) </strong>[Hâkim]</p>
<p><strong>(Allahü teâlâyı öyle anın ki, münafıklar sizlere, mürai desinler.) </strong>[Beyheki]</p>
<p>Hak teâlâ buyurdu ki: <strong>(“Ben, kulumun beni sandığı gibiyim. Kulum ne vakit beni hatırlayıp anarsa, onunla birlikte olurum. Şayet kulum beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha iyi bir topluluk içinde anarım”) </strong>[Buhari]<br />
<strong><br />
(Her şeyin bir cilası vardır; kalbin cilası da Allahü teâlâyı anmaktır.) </strong>[Beyheki]</p>
<p><strong>(Zikrin en faziletlisi la ilahe illallah demektir.) </strong>[Nesai]<br />
<strong><br />
(Gafiller içinde Allahü teâlâyı zikreden, cepheden herkes kaçarken, savaşan asker gibidir.) </strong>[Taberani]<br />
<strong><br />
(Allahü teâlâyı çok zikreden münafıklıktan kurtulur.) </strong>[İbni Şahin]</p>
<p><strong>(Sabah-akşam Allahü teâlâyı anmak, fisebilillah savaşmaktan üstündür.) </strong>[Deylemi]<br />
<strong><br />
(Gece ibadet edemeyen, malını hayra sarf edemeyen, düşmanla cihaddan korkan, Allahü teâlâyı çok anmalıdır!) </strong>[Bezzar]</p>
<p>Hak teâlâ buyurdu ki:<br />
<strong>(Beni bir gün hatırlayan veya bir defa benden korkan kimseyi Cehennemden çıkartırım.) </strong>[Hâkim]</p>
<p>Allahü teâlâyı anan, Onun büyüklüğünü, sıfatlarını, emir ve yasaklarını düşünür, tefekkür eder, iyi şeyleri yapma, kötü şeylerden kaçma arzusu doğar. Bu bakımdan Allahü teâlâyı zikretmek çok faydalıdır.</p>
<p>Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:<br />
Allahü teâlâyı anmak iki türlüdür:<br />
<strong>1- </strong>Kalbden Allahü teâlâyı hatırlamak büyük sevaptır.<br />
<strong>2- </strong>Bundan daha iyisi, haramları işleyeceği anda, Allahü teâlâyı hatırlayıp vazgeçmektir.<br />
<strong><br />
Rahata kavuşmak için<br />
Sual: </strong>Zikir ve gaflet ne demektir? Rahata kavuşmak için ne yapmak lazımdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Allahü teâlâyı anmak, yani zikir, kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet, Allahü teâlâyı unutmak demektir. Her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, zikir olur. O halde, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak zikirdir. Dinin emirlerini gözeterek yapılan alışveriş zikirdir. Çünkü, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hatırlanmakta, gaflet gitmektedir.</p>
<p>Besmele çekmek, yürürken, otururken, dururken kelime-i tevhid, salevat-i şerife ve benzerlerini okumak da Allahü teâlâyı anmak, yani zikir olur. Gafil yaşamamalıdır! Allahü teâlâ buyuruyor ki:<br />
<strong>(Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin!) </strong>[Ahzab 41]<br />
<strong><br />
(Beni </strong>[taat ve ibadetle] <strong>anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.)</strong> [Bekara 152]<br />
<strong><br />
(Beni anan, şükretmiş olur, beni unutan da nankörlük etmiş olur.) </strong>[Taberani]</p>
<p>Birkaç kişi herhangi bir iş için bir araya gelince, Allahü teâlâyı anmadan kalkmamalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Bir yere toplanıp da Allahü teâlâyı anmadan kalkanlar, sanki eşek leşinden kalkmış gibi olur ve Kıyamette bunun üzüntüsünü duyarlar.) </strong>[Hâkim]<br />
<strong><br />
(Bir toplulukta Allahü teâlânın ismi anılmaz ve peygamberine salevat-ı şerife getirilmezse, kıyamette onlar, hasret ve nedamet çekerler.) </strong>[Tirmizi]<br />
<strong><br />
</strong>Müslüman, itikadını düzelttikten sonra kul ve Hak borçlarını ödemeye gayret etmeli, fırsat buldukça her işte Allahü teâlâyı hatırlamaya çalışmalıdır! Bildiği dua ve tesbihleri okumalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>
<p><strong>(Tenhada Allah’ı zikreden, küffar ile tek başına savaşan gibidir.) </strong>[Şirazi]<br />
<strong><br />
(Şunlara sahip olan, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Şükreden kalb, zikreden dil, uygun bir ev ve saliha bir kadın.) </strong>[İbni Neccar]<br />
<strong><br />
(Dünya ve ahiret hayırlarına kavuşmak için, Allahü teâlâyı ananlarla beraber ol. Her fırsatta Allahü teâlâyı an. Allah için sev ve Allah için buğzet.) </strong>[Ebu Nuaym]</p>
<p>Hadis-i kudside buyuruldu ki:<br />
<strong>(Ya Musa, seninle beraber olmamı istersen, beni zikredenin yanında ol. Kim beni nerede ve ne zaman ararsa bulur.) </strong>[İbni Şahin]<br />
<strong><br />
Mahlûkatın tesbihi<br />
Sual: </strong>Canlı cansız her mahlûk Allah’ı tesbih edermiş, doğru mu?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>Evet. Hayvanlar dahil olmak üzere, yerde ve gökte bulunan canlı-cansız bütün mahlûkatın Allahü teâlâyı tesbih ve zikrettiğini âlimler bildirmektedir. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Yedi kat gök ve yer ve bunların içindekiler, Allah’ı tesbih eder. Hiçbir varlık yok ki, Onu hamd ile tesbih etmesin. Fakat onların tesbihini anlayamazsınız!) </strong>[İsra 44]<br />
<strong><br />
(Gökte olanlar, yerdekiler, kanatlarını çırparak uçan kuşlar, gerçekten Allah’ı hep tesbih ediyorlar.) </strong>[Nur 41]<br />
<strong><br />
(Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allahü teâlâyı tesbih etmektedir.) </strong>[Hadid 1]</p>
<h3  class="related_post_title">Tavsiye yazılar</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/kiyametin-kucuk-alametleri/" title="Kıyametin küçük alametleri">Kıyametin küçük alametleri</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah-var-demek-yeter-mi/" title="Allah var demek yeter mi?">Allah var demek yeter mi?</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/hizir-aleyhisselam/" title="Hızır aleyhisselam">Hızır aleyhisselam</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/haccin-hukmu/" title="Haccın hükmü ">Haccın hükmü </a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah%e2%80%99in-rahmeti-luzumsuz-degildir/" title="Allah’ın rahmeti lüzumsuz değildir">Allah’ın rahmeti lüzumsuz değildir</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allahu-tealayi-anmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah’ın halifeleri vardır</title>
		<link>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah%e2%80%99in-halifeleri-vardir/</link>
		<comments>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah%e2%80%99in-halifeleri-vardir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 22:52:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özer utus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah’a iman]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hakyolundayiz.net/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Allahü teâlânın elbette halifeleri vardır. Bu husus, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Mesela iki âyet-i kerime meali şöyledir: (Ey Davud, biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde adaletle hükmet.) [Sad 26] (Sizi yeryüzünde halifeler yapan Odur. İnkâr edenin zararı kendinedir.) [Fatır 39] Bu konudaki hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Âdil sultan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir.) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allahü teâlânın elbette halifeleri vardır. Bu husus, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Mesela iki âyet-i kerime meali şöyledir:</p>
<p><strong>(Ey Davud, biz seni yeryüzünde halife yaptık.</strong> <strong>O halde adaletle hükmet.)</strong> [Sad 26]<br />
<span id="more-80"></span><br />
<strong>(Sizi yeryüzünde halifeler yapan Odur. İnkâr edenin zararı kendinedir.) </strong>[Fatır 39]<strong><br />
</strong><br />
Bu konudaki hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:</p>
<p><strong>(Âdil sultan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir.) </strong>[Beyheki]</p>
<p><strong>(Neslimden gelecek olan Mehdi, Allah’ın halifesidir.) </strong>[Deylemi, Hâkim]</p>
<p><strong>(Emr-i maruf ve nehy-i münker yapan Allah’ın ve Resulünün halifesidir.) </strong>[Deylemi]</p>
<p>Peygamber efendimiz halifeyi şöyle açıklıyor:<br />
<strong>(Allahü teâlâ halifelerime rahmet etsin. Sünnetimi ihya edip yayan halifemdir.)</strong> [İ.Asakir]</p>
<p>Davud aleyhisselamın adaletle hükmetmesi isteniyor. Demek ki peygamber, sultan birer halifedir. Sultan, âdil olursa, Allah’ın dinine hizmet eder. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Sultan yeryüzünde zıllullahtır. Ona ikram eden ikram görür, ihanet eden ihanete uğrar.) </strong>[Taberani]</p>
<p>Zıllullah demek, Allahü teâlânın emirlerini tatbik etme yetkisine sahip halife demektir. Ahir zamanda gelecek olan Hazret-i Mehdi de Allah’ın dinini yayacağı için ona da Allah’ın halifesi denmiştir. Emr-i maruf ve nehy-i münker yaparak Allah’ın dinine hizmet edenlere de Allah’ın halifesi denmiştir. Resulullahın da halifeleri vardır. Halifeleri hâşâ Resulullah gibi peygamber olmadığı gibi, Allah’ın halifeleri de hâşâ mabud değildir.</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri, faydalı ilimler hazinesi <strong>Mektubat</strong>’ta buyuruyor ki:<br />
Bir şeyin sureti, onun halifesidir, vekilidir. Bir şey onun suretinde yaratılmazsa, onun halifesi olamaz. Halife olmaya yakışmayan, emanet yükünü taşıyamaz. Sultanın hediyelerini, ancak onun vasıtaları taşır. Ahzab suresinin <strong>(Emaneti göklere ve yere ve dağlara bildirdik, yüklenmek istemediler. Ondan çekindiler. Onu insan yüklendi)</strong> mealindeki 72. âyetinde anlaşılıyor ki, insandaki kemaller, Vücub mertebesinin kemallerinin suretleri, görüntüleridir. İnsandaki kemallerin, Vücub mertebesindeki kemallere yalnız isimleri benzemektedir. Bunun içindir ki, hadis-i şerifte, <strong>(Allahü teâlâ, Âdem’i kendi suretinde yarattı)</strong> buyuruldu. Çünkü insanın nefsinde bulunan her şey, birer surettir, görüntüdür. Bu suretlerin hakikati, aslı, Vücub mertebesindedir. İnsanın <strong>halife </strong>olmasının inceliği buradan anlaşılmaktadır; çünkü bir şeyin sureti, o şeyin halifesidir, vekilidir. Zındıklar ve Allahü teâlâya madde diyen kâfirler, burada çok yanıldılar. Allah’ı insan suretinde sandılar. İnsanlarda olduğu gibi organları, duygu aletleri var dediler. Böylece, çok kimseleri de saptırdılar. <strong>Müteşabihat</strong> âyet-i kerimeler de böyledir. Âl-i İmran suresinin <strong>(Bu âyetlerin bildirdiklerini yalnız Allah bilir)</strong> mealindeki 7. âyet-i kerimesi gösteriyor ki, müteşabih olan âyet-i kerimeler, gösterdiklerinden başka şeyleri bildirmektedir. <strong>Ulema-i Rasihin</strong> denilen derin Ehl-i sünnet âlimlerine de, bu başka bilgiler ihsan olunmuştur. Bunun gibi, gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir. Peygamberlerin yükseklerine bu bilgisinden ihsan etmektedir. <strong>(1/312)</strong></p>
<h3  class="related_post_title">Tavsiye yazılar</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah-cennette-gorulecektir/" title="Allah Cennette görülecektir">Allah Cennette görülecektir</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/kurbanla-ilgili-cesitli-sual-cevaplar/" title="Kurbanla ilgili çeşitli sual cevaplar ">Kurbanla ilgili çeşitli sual cevaplar </a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/imanin-alameti/" title="İmanın alameti">İmanın alameti</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/hangi-hayvanlardan-kurban-olur/" title="Hangi hayvanlardan kurban olur ">Hangi hayvanlardan kurban olur </a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/hacca-gorevli-gitmek/" title="Hacca görevli gitmek ">Hacca görevli gitmek </a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hakyolundayiz.net/2009/10/allah%e2%80%99in-halifeleri-vardir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kim Allah için olursa</title>
		<link>http://hakyolundayiz.net/2009/10/kim-allah-icin-olursa/</link>
		<comments>http://hakyolundayiz.net/2009/10/kim-allah-icin-olursa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 22:52:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özer utus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah’a iman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hakyolundayiz.net/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[Sadreddin Konevi hazretlerinin bizim kadar bilgisi yok mu? Kitabına uydurma hadis alacak kadar gafil ve cahil mi? O hadis-i şerif şu manadadır: (Kimin maksadı Allah rızası olursa, Allahü teâlâ da, onu maksadına kavuşturur.) Kur’an-ı kerimde buna benzer âyetler vardır. Birkaçı şöyledir: (Rabbinden korkan [günahlardan kaçan] kimselerden [ibadetlerini kabul etmek suretiyle] Allah razıdır. Onlar da, [umduklarından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sadreddin Konevi hazretlerinin bizim kadar bilgisi yok mu? Kitabına uydurma hadis alacak kadar gafil ve cahil mi? O hadis-i şerif şu manadadır:<br />
<strong>(Kimin maksadı Allah rızası olursa, Allahü teâlâ da, onu maksadına kavuşturur.)<span id="more-78"></span><br />
</strong><br />
Kur’an-ı kerimde buna benzer âyetler vardır. Birkaçı şöyledir:<br />
<strong>(Rabbinden korkan </strong>[günahlardan kaçan]<strong> kimselerden </strong>[ibadetlerini kabul etmek suretiyle]<strong> Allah razıdır. Onlar da</strong>, [umduklarından daha fazlasına kavuştukları için] <strong>Allah’tan razıdır.)</strong> [Beyyine 8]<br />
<strong><br />
(Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim.)</strong> [Bekara 152]<br />
Yani, beni ibadetle ananı, ben de rahmetle anarım, bana dua edenin duasını kabul ederim, dünyada beni hatırlayanı, ben de ahirette hatırlarım, rahat iken beni hatırlayanı, ben de onu sıkıntılı iken hatırlar, yardım ederim.<br />
<strong><br />
(Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder.)</strong> [Muhammed suresi 7]<br />
Yani, siz Allah’ın dinine hizmet etmek için çalışırsanız, Allah da, düşmanlarınıza karşı size yardım eder.<br />
<strong><br />
(Allah, kendisine yardım edenlere yardım eder.)</strong> [Hac 40]<br />
Kendisine yardımdan maksat dinine hizmet etmektir. Yani, Allah yolunda çalışanın yardımcısı Allah’tır. Kulunun azıcık bir gayretine çok mükâfatlar ihsan eder. Bire on verir. Hatta bire yedi yüz ve daha fazla da verir.<strong> (Bekara 261)</strong></p>
<p>Bu konuda çok kudsi hadis-i şerif vardır. Bazıları şöyledir:</p>
<p><strong>(Sevdiğim kulumun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, konuşan dili olurum. İstediğini veririm.) </strong>[Beyheki]<strong></p>
<p>(Bana bir karış yaklaşana, ben bir arşın yaklaşırım. Bir arşın yaklaşana, bir kulaç yaklaşırım. Yürüyerek gelene, koşarak yaklaşırım.) </strong>[Buhari, İ. Ahmed, İbni Şahin]<strong></p>
<p>(Beni taatımla zikredin. Ben de sizi mağfiretimle zikredeyim. Beni muti olarak zikredeni mağfiret ederim. Beni asi olarak ananı da, azabımla anarım.) </strong>[Deylemi]<strong></p>
<p>(Beni zikrettikçe şükürde, unuttukça küfürdesin.) </strong>[Hatib] (Yani nankörsün.)<strong></p>
<p>(Beni kimse yokken zikredeni ben melekler içinde zikrederim. Beni cemaat içinde zikredeni, ben de onlardan daha hayırlı ve büyük bir toplulukta zikrederim.) </strong>[Taberani]</p>
<p><strong>(Ey Âdemoğlu, kızdığın zaman beni zikret ki, gazaplandığım zaman seni affımla anarak helâk olunanlar arasında seni helâk etmeyeyim.) </strong>[İbni Şahin]<strong></p>
<p>(Kulum, benim zikrimle dudakları kıpırdadıkça ben onunla beraberim.)</strong> [Buhari]</p>
<h3  class="related_post_title">Tavsiye yazılar</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/kurban-nasil-kesilir/" title="Kurban nasıl kesilir ">Kurban nasıl kesilir </a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2010/06/orucu-bozan-seyler/" title="Orucu bozan şeyler">Orucu bozan şeyler</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2010/02/sen-olmasaydin-kainati-yaratmazdim-2/" title="Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım">Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/namazda-resulullahi-ovmek/" title="Namazda Resulullahı övmek">Namazda Resulullahı övmek</a></li><li><a href="http://hakyolundayiz.net/2009/10/peygamberlik-iddiasi-zindikliktir/" title="Peygamberlik iddiası zındıklıktır">Peygamberlik iddiası zındıklıktır</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hakyolundayiz.net/2009/10/kim-allah-icin-olursa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
